Thursday, January 15, 2009

Türkiye, artık o eski Türkiye değil

Türkiye artık o bildiğiniz Türkiye değil.
Sayın Avrupa Komisyonu Başkanı Manuel Barroso ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama, 2008'in büyük bir kısmını ABD ve Avrupa Birliği'nin (AB) dış politikasını yeni bir rotaya çevirmeye çabaladığınız bir dönemde Türkiye'nin sizin müttefikiniz olup olmayacağını anlamaya çalışmakla geçirdim. Geçmiş yıllarda, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarı İran'ın delifişek, Batı karşıtı devlet başkanı Mahmut Ahmedinecad da dahil olmak üzere birçok tatsız karakteri ağırladı. AKP'nin iktidara geldiği 2002'ye kadar, Türk dış politikası Batı'nın bir parçasıydı ve Ahmedinecad gibi bir liderin Ankara'da sıcak karşılanması mümkün değildi. Oysa bugün, Türk dış politikasını din ve ideoloji yönlendiriyor 4 Ocak'ta, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan "Allah'ın İsrail'i cezalandıracağını" iddia etti ve Türkiye İslamcı liderlerin podyumu haline geliyor.

Türkiye, etrafında yer alan Batılı ve Batı karşıtı ülkeler arasında seçim yaparken Soğuk Savaş dönemindeki Finlandiya'nın menfi bir kopyası gibi davranıyor. O zamanlar, Finlandiya komünist Rusya karşısında Batılı politikalara paraleldi ama Moskova'yla da sıkı ilişkiler içindeydi. Bugün AKP resmi söyleminde Rusya, İran ve Sudan gibi ülkelere karşı Batılı politikaları yansıtıyor ama gerçekte, Türkiye'nin bu ülkelerle sıcak bağları mevcut.
Temmuz 2008'de "Bosna kasabı" Radovan Karadziç soykırım iddiasıyla La Haye'de yargılanmak üzere yakalandığında Türkiye'nin memnuniyetine tanık oldum. Aynı günlerde AKP Darfur kasabı Ömer El Beşir'i Türkiye'de ağırladı. Ve ironik bir şekilde, bu ziyaret La Haye'in El Beşir'i Darfur'da soykırım yaptığı iddiasıyla mahkemeye davet etmesiyle çakıştı.

İktidarının "Darfur'da barışı tesis ettiğini" ileri süren ve Şeriat'ın Darfur sorununu çözeceğini savunan El Beşir Türkiye'de çok sıcak karşılandı. Laik bir devletin hükümeti olan AKP bu açıklamalara itiraz etmedi. Soğukkanlı bir biçimde kendisiyle Sudan'da yapılacak petrol yatırımlarını tartışmayı seçti. Politika açık: Batı'ya paralel ama Sudan'la samimi. Parti Türkiye'yi Batı'ya taşımak istediğini söylese de ne Batı'nın hukuk sistemine ne de değerlerine aldırıyor aslında.

Ağustos ayında, AKP Ahmedinecad'ı İstanbul'a davet etti. Türkiye resmi olarak İran'ın nükleer projesine karşı. Ama daha konforlu seyahat etmesi için İstanbul'un çevre yolunu kapatarak ve Amerika ile İsrail karşıtı bir gösteri sahnelediği Sultanahmet Camisi'nde namaz kılmasına izin vererek AKP Ahmedinecad'a kollarını açtı. İran lideri, bir koltuğunun altında güvenlik işbirliği anlaşması, diğerinde Batı'nın Tahran'a uyguladığı mali yaptırımları hiçe sayan İran gaz yataklarına yapılacak Türk yatırım anlaşması ile Türkiye'den mutlu ayrıldı.

Bir sonraki adım Rusya'ydı. ABD'nin Rusya'nın Gürcistan'ı işgaline yönelik notasından ve bu ülkeye izolasyon uygulanması çağrısından sadece birkaç gün sonra, AKP Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'u görüş alışverişinde bulunmak üzere Ankara'ya davet etti.

Yıllarca, Türk dış politikası demokrasi gibi ortak Batılı değerler, NATO gibi Batılı kuruluşlara üyelik ve Avrupa'yla ortak bir kader birliği duygusuyla yönlendirildi. Bugün ise Türk dış politikasını sanki iki yeni faktör yönlendiriyor: Dini ideolojik yaklaşım ve para.

AKP, Sudan ve İran'la bağ kuruyor çünkü Türkiye'yi bu devletlerle aynı dini topluluğun parçası olarak görüyor. Mart 2006'da, Sudan'ın başkenti Hartum'da gerçekleştirilen bir Arap Ligi Zirvesi'nde yaptığı konuşmasında Erdoğan "Batı bize silah satmak için terörizmi kullanıyor" dedi. Birçok Türk Sudan'ı Türk yatırımlarından yararlanması gereken bir Batı kurbanı olarak görüyor.

AKP'nin İran'a yönelik gayrıresmi 'resmi' politikasına göre, İran bombası "Müslüman bir bombadır ve Türkiye'ye karşı bir tehdit oluşturmaz." İran akıllı biçimde, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu güvenliği sağlamaktadır. Türkler, PKK'nın Kuzey Irak ve Batı Avrupa'daki terör altyapısına karşı ABD ve Avrupa desteğinin yetersiz olduğunu düşünüyor. İran bu gerçeği çok iyi kavradı. Irak'taki PKK terör kamplarını bombalayarak ve PKK'ya karşı istihbarat desteği vererek Türkler'in hem kalplerini hem de akıllarını kazandı. Kamuoyu araştırmaları gösteriyor ki bugün İran'ın dostluğuna önceye göre Türkiye'de daha fazla önem veriliyor. İran ile diğer işbirliği projeleri de Türkiye'de daha olumlu karşılanıyor.

Maddi çıkarlar din sempatisini besliyor ve enerji siyaseti Rusya'yı da bu fotoğrafa dahil ediyor. 2002'de, Rusya Türkiye'nin ticari ortakları sıralamasında altıncıydı. Bu tarihten sonra iki ülke arasındaki karşılıklı ticaret patladı ve 2008'in ilk yarısı itibariyle Rusya Türkiye'nin bir numaralı ticaret ortağı konumuna yükseldi. Dolayısıyla, çok az Türk, iki ülke arasında kurulan samimi ilişkiye karşı sesini yükseltiyor. Ayrıca gerçekçi kişiler Türkiye'nin doğalgaz tüketiminin üçte ikisinin Rus gazına dayandığını hatırlatıyor.

En nihayet Hamas Erdoğan'ın kalbinde taht kurarken İsrail, Erdoğan'ın kum torbası haline geldi. Türkiye hep Filistinliler'in yanındaydı; İsrail ve Filistin arasında ise denge kurmuştu. Ama AKP'nin gönlü sadece Hamas'tan yana. Erdoğan İsrail'e "insanlığa karşı şuç işlediği" için fırça atarken "Hamas roketlerinin İsrail'de herhangi bir zayiata yol açmadığını" ileri sürdü. Retorik gerçekten işe yarıyor. Erdoğan'ın iki hafta boyunca ulusal televizyon kanalında İsrail'e indirdiği yumruktan sonra, 4 Ocak'ta, İstanbul'un dondurucu yağmuruna aldırmayan 200 bin Türk, İsrail Devleti'nin yok oluşunu diledikleri bir gösteri yaptı. Diğer yandan, AKP yanlısı Türk gazeteleri şu anda Türkiye'nin İsrail'le olan askeri işbirliğini sorguluyor.

Sayın başkanlar, Türkiye'de aşılması gereken bir engelle karşı karşıyasınız. Türk dış politikasının bu karmaşık Finlandiyalaşması bir şeylerin habercisi. AKP iktidarı altında, söyleminde ne kadar Batı yanlısı olursa olsun, Türkiye giderek komşularının yanında saf tutacak. Bunu söylemekten imtina ediyorum ama Türkiye artık o bildiğiniz Türkiye değil.


(Çağaptay, Washington Enstitüsü Yakındoğu Politikaları Bölümü'nde kıdemli araştırmacıdır.)

No comments: