Friday, September 19, 2008

DTP davası, Türk ve Tuğluk


Hakki Devrim
19/09/2008

DTP’nin kapatılması talebiyle açılan davanın salı günkü duruşmasında söz savunmadaydı. Basın-yayın organlarında bence bu hâdise ihmal edildi. İhmalkâr davrananlar arasında ben de varım. Çarşamba günü Cihannüma’da, DTP davasından söz eden tek satır yoktu. Halbuki Kürt meselesi diye çözülmesi gereken bir düğümle başımızın dertte olduğunu aramızda bilmeyen yok. On binlerce insanımızı kaybederek bu gerçeği sonunda hepimiz kabul ettik. Şunu sorma durumundayız bugün:
– Vahametini kabul ettiğimiz, uğruna şehitler vermeyi bir süre için olsun erteleyemediğimiz, önleyemediğimiz bu felaketin çözümüne yol açabilecek, DTP dışında düşünebildiğimiz bir başka çare var mı? Çözümü, bütün bir bölgede ekonomik ve sosyal ihtiyaçların bihakkın karşılanır hale gelmesine kadar ertelememiz mümkün mü?
Haftanın birçok günü gazetelerimizin birinci sayfaları şehit cenazelerine dair haber ve fotoğraflarla dolup taşsın ve DTP’yi kapatma davasından sıra savunmaya gelmişken, biz neredeyse hiç oralı olmayalım. İz’ana sığar hal midir bu?
O gün duruşmaya DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ile Batman Milletvekili ve Hukuk Komisyonu Başkanı Bengi Yıldız girdiler. Nasıl savundular partilerini demeden önce, neyle suçlandıkları konusunda anlaşalım.
– PKK terörünü lanetlemedikleri ve Abdullah Öcalan’ı toptan red ve inkâr etmedikleri için, değil mi?
DTP adına konuşanlar duruşmada bu suale açıkça cevap verdiler. (Haberdar olduğunuzdan emin değilim, biraz anlatayım.)
– DTP’nin PKK ile herhangi bir örgütsel bağlantısı ve ilişkisi yoktur, dediler. PKK’nın, Kürtleri inkâr ve özümseme siyasetine bir tepki olarak meydana geldiğini, 12 Eylül’ün yol açtığı baskı, yasak ve işkence ortamında geliştiğini, bu yüzden geniş bir taban bulduğunu söylediler. Ve dediler ki: Kürt meselesinden kaynaklanan Devlet-PKK çatışması, bir asayiş, güvenlik ve terör olgusuna indirgenemeyecek kadar çok yönlü ve kapsamlı bir hadisedir.
Devam ettiler:
– Öcalan’ı ve PKK’yı terörist ilan edin baskısı, partimizin ilkesel politikalarına aykırı düşmektedir. Bu söylemi benimsersek, militarist yöntemleri savunmak dışında hiçbir politika üretemez hale geliriz.
Bu dediklerine, Öcalan’ın İmralı yargılamaları boyunca Kürt meselesinin siyasî, barışçıl ve demokratik çözümünü savunduğunu ilave etmeye de özen gösterdiler. Bu yaklaşımı partimizin tartışmaya değer bulması normal karşılanmalıdır, diye noktaladılar savunmalarını.
*
Partide bir ikinci ve farklı eğilim de var. Daha bir süre de olacaktır. Ben Ahmet Türk gibi, Aysel Tuğluk gibi sözcülerin dediğini ve bu şartlarda düşünüp de şimdilik söylemeyi faydalı bulmadıklarını birbirinden ayırmakta güçlük çekmiyorum.
Kamuoyumuzun bu savunmayı bütünüyle ve anlayışla karşılaması beklenemez. Onu etkileyebilen güçlerin, bu yönde gayret sarfettiğini de söyleyemeyiz zaten. Ben Anayasa Mahkemesi hâkimlerimizin bu savunmayı gerçekçi bir adalet anlayışıyla değerlendireceklerini ümit ediyorum.
Ahmet Türk-Aysel Tuğluk çizgisini güçlendirmek, bizi Kürt meselesinin çözümüne götürecek en gerçekçi yoldur, diye düşünüyorum. Böyle!

No comments: