Sunday, May 17, 2009

Karabağ, çözümü engellememeli!

METE ÇUBUKÇU

Türkiye ve Ermenistan önkoşulsuz masaya oturmayı kabul etmişken araya Azerbaycan'ın girmesi, 'Karabağ işgali sona ermeden çözüm olmaz' diretmesi işi biraz zora koşuyor

Ermenistan ve Azerbaycan, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Türkiye’nin farklı boyutlarda ilişki kurduğu ancak Kafkasya’nın iki “düşman” ülkesi. Türkiye’nin çok farklı düzeylerde ilişki kurduğu/kurmaya çalıştığı bu iki ülke arasında derin uzlaşmazlıklar hatta düşmanlıklar söz konusu. Türkiye açısındansa Kafkaslardaki denklemin bir yanında “iki millet bir devlet şiarı” ile ifadesini bulan stratejik işbirliği ve kardeşlik ilişkisi, diğer yanında tarihin derinliklerindeki sorunlara rağmen aşılmaya çalışılan uzlaşmazlıklar ve kurulmaya çalışılan komşuluk, buluşmaya çalışan iki halk var.
Türkiye şimdi Kafkaslardaki bu “büyük oyunu”nu çözmek, bölgedeki denklemi lehine çevirmek ve bu oyunda yeni bir aktör olarak yerini almak istiyor. Ancak, bu oyun Türkiye’nin tek başına çözebileceği kadar kolay değil. Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki ilişki sarkacı, soykırım iddialarından Karabağ’a sınırın açılmasından enerji hatlarının güzergâhlarına kadar birbiriyle ilintili olmayan ama içiçe geçmiş sorunlar arasında gidip geliyor. Türkiye-Ermenistan ilişkileri ya da yeni başlayan süreç tabii ki kendiliğinden ve her iki ülkenin naif bir buluşma/barışma talebinden kaynaklanmıyor.
Amerikan yönetiminin, geçen yıl Gürcistan’da yaşadığı hayalkırıklığı sonrası Kafkaslara farklı ülkeler üzerinden yerleşmek istemesi, Türkiye’nin bu çerçevede rotayı Ermenistan’a kırması, Obama’nın söz verdiği şekilde “soykırım”ı telaffuz etme/etmeme endişesi yaşayan Türkiye’nin Ermenistan açılımına mecbur kalması, Ermenistan’ın Rusların Gürcistan’a saldırısı METE ÇUBUKÇU (Arşivi)sonrası yeni açılımlara mecbur kalması birincil derecede önemli. Ama sadece bunlar değil tabii ki. Bölgede Ruslar olmadan adım atılamayacağı bilinir; Karabağ meselesi Rusyasız çözülemez. Bu yüzden Azerbaycan’ın Türkiye-Ermenistan ilişkilerine sadece Karabağ üzerinden yaklaşması hatalı olduğu kadar Türkiye’yi de doğrudan ilgilendiren bir konu değil.

Önemli adım
Türkiye ile Ermenistan arasındaki en derin sorun, 1915’te yaşananlardan kaynaklanıyor. Ermenistan 1915’te yaşananların soykırım olarak tanınmasında ısrarcı. 1991’de bağımsızlığına kavuşan Ermenistan 1921’de imzalanan Kars Anlaşması’nı, dolayısıyla Türkiye’nin mevcut doğu sınırlarını tanımıyor. Bu yüzden iki ülkenin birbirini tanımasına rağmen o yıldan bu yana aralarında diplomatik ilişki yok. İki ülke sınırları da, Ermenilerin 1993’te Azerbaycan topraklarındaki Dağlık Karabağ’ı işgalinden sonra tek taraflı olarak kapatılmış durumda. Dağlık Karabağ ise Stalin’in “milliyetçilikleri önleme adına”, geniş coğrafya içine yerleştirdiği küçük adacıklarla “kontrollü düşmanlık” siyaseti yıllar sonra milliyetçiliği azdırmaktan başka bir işe yaramadı.
Ancak son bir yılda farklı gelişmeler söz konusu. Türkiye ve Ermenistan biraraya gelmek, en azından tartışmak için inisiyatif kullanmaya başladı. Bir yol haritası çizilmesi için mutabakat imzalandı. Yol haritasında muhtemelen, Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ilişki kurulması, sınırların açılması, Ermenistan’ın Kars Anlaşması’nı tanıması ve soykırım iddialarının bir komisyon tarafından ele alınması maddeleri bulunacak.
Hemen sonuç alınmayacak dahi olsa atılan adım çok önemli. Türkiye ve Ermenistan önkoşulsuz masaya oturmayı kabul etmişken araya Azerbaycan’ın girmesi, “Karabağ işgali sona ermeden çözüm olmaz” diye diretmesi işi biraz zora koşuyor.
Azerilerin Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasına tepki gösterip Rusya ile ittifak kartını kullanması ve “Karabağ çözülmeden bu iş olmaz” anlayışı, Bakü yönetiminin hem ülke içindeki hem de bölgedeki statükoyu korumak istemesinden kaynaklanıyor. Azerbaycan henüz devlet olamamış bir devlet, henüz demokrasinin işlemediği bir ülke. Benzer bir durum Ermenistan için de geçerli. Bu yakınlaşmaya Ermenistan’da da karşı çıkanlar, altlarındaki statüko zemininin kaydığını hissediyor. Türkiye-Ermenistan arasındaki bir açılım, ilişki süreci, bölgede yeni dengeler ve aktörler yaratacak. Bu da her iki ülkedeki yapıları biraz olsun yerinden oynatacak. Bu yüzden örneğin, Dağlık Karabağ konusunda karşılıklı taviz vererek çözüme ulaşmaktan başka bir yol olmadığının bilinmesine rağmen, milliyetçiliğin can damarına basılacak olması Ermeni ve Azeri taraflarını ürkütüyor.

Sınır bir yıl içinde açılabilir
Türkiye bu 24 Nisan’ı atlattı. Ama, bunun karşılığında en fazla bir yıl içinde Ermenistan’la imzalanan mutabakat çerçevesinde adım atmak zorunda olduğunu biliyor. Adım ise diplomatik ilişki ya da sınırların açılması. Çünkü Türkiye’nin kabusu 1915’le yüzleşmek. Ancak, soykırım konusu bir komisyon aracılığıyla tartışmaya açılacak. 1915’te yaşananların yeni ilişki sürecini tıkamamasını iki taraf da kabul etti. Bu yüzden ilk kez iki ülke arasındaki sorunlar farklı zeminlerde ele alınarak ilişki için yumuşak bir geçiş sağlanacak. Ama 1915 olayları komisyona gönderilmiş olsa da Ermeniler açısından “soykırım” gerçeğini değiştirmiyor.

‘Karabağ tartışılmaz!’
Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde, Türkiye’de birçok kişi “ne taviz verildi” diye merak ederken, Azerbaycan ayağa kalkarken, Ermenistan’da da durum farklı değil. Oysa Kafkasya Enstitüsü Başkanı Aleksandr İskendaryan, ‘sıfır kazanç yerine karşılıklı tavizin artık geçerli yöntem olduğunu’ söylüyor. Ancak liberal, sağ, sol kiminle konuşursanız konuşun Dağlık Karabağ konusundaki görüşler değişmiyor. Değişmeyen görüşse şu: ‘Karabağ konusu, Türkiye-Ermenistan ilişkileri ile ilintili değildir’. Yani Ermeniler bu konunun kendileriyle Azeriler arasında olduğunu ve iki ülkenin halledebileceğini söylüyor. Peki, Karabağ konusundaki çözüm ne olacak? Ermeni tarafı kendi görüşünde ısrarlı: ‘Karabağ’da bazı bölgeler Azerilere verilebilir ancak bunun karşılığında ya Karabağ özerk olacak ya da Ermenistan’a bağlanacak’. İşte sorun da burada düğümleniyor. Türkiye, “Karabağ çözülmeden sınır açılmaz” diyerek Azerilere söz veriyor, Erivan ise kendi kamuoyuna “Karabağ hiçbir şekilde Türkiye-Ermenistan müzakerelerine konu olamayacak” diyor. Nitekim Karabağ konusunun ilk aşamada yol haritasına konulmaması isteniyor, muhtemelen de konulmayacak.
Cumhurbaşkanı Gül, ikna için geçen hafta Prag’da İlham Aliyev’le biraraya geldi. “Taviz verilmeyeceğini” anlattı. Azerbaycan muhalefeti ise Aliyev yönetiminin Türkiye’yi dinlemeden Rusya’ya yönelmesinden tedirgin. Çünkü Azeri muhalefeti Karabağ konusunu Rusya’nın bir “tezgâhı” olarak görüyor. Gönül alma seferleri önümüzdeki hafta da devam edecek. Başbakan Erdoğan 13 Mayıs’ta Bakü’ye gidecek.
Erivan kaynakları, 2007’de Madrid’de önerilen “Çerçeve Paket”in masaya getirileceğini söylüyor. Yani Ermenistan, Dağlık Karabağ dışında işgal ettiği yedi bölgenin beşinden geri çekilecek, kaçkınlar olarak tanımlanan göçmenler evlerine dönecek, ardından da Dağlık Karabağ’ın statüsü belirlenecek. Türkiye de, yol haritasının sonraki aşamasında birebir olmasa da, bu temelde bir çözüm önerecek. Pazarlık bu temelde başlayıp zaman içinde karşılıklı olarak “alışveriş” yapılacak. Türkiye Azerilerin daha fazla kazanımını amaçlayacak. Karabağ’ın statüsü belli olması halinde Ermeniler de bu çözüme sıcak bakıyor. Ama onların da muhalefetle sorunu var. Eski Dışişleri Bakanı Vartan Oskayan, “Şu ana kadar Türklerle Karabağ konusunda görüşmelerde bulunmamıştık. Ama yeni durumda bunun devreye girdiği görülüyor. Bu da Ermenistan’ın kazanımlarını yitirmesi anlamına geliyor” diyor.

‘15 yıl daha kaybetmeyelim’
Türkiye ve Ermenistan yeni bir yol haritasıyla yola çıkıyor. Ancak “yol haritaları”nın netameli olduğunu bilmek, yol haritalarını önemsemek ama çok da abartmamak gerekiyor. Çünkü bu haritalar, bazen sorunu çözme-me-nin, işi yokuşa sürmenin diplomatik makyajı haline gelebiliyor. Tıpkı, İsrail Filistin meselesinde olduğu gibi. Erivan’dan eski bir diplomatın sözleri işin anahtarı niteliğinde: “Her iki taraf bazı tepkileri göze alarak yoluna devam etmeli. Maalesef birileri üzülmeden bazı şeyler düzelmiyor. İki tarafın yapacağı tek şey biraz cesur olmak, çözümü istemek. Artık kaybedecek bir 15 yılımız daha yok. İki ülke halkı artık birbiriyle buluşmalı. Önyargılar yıkılmalı. Göreceksiniz iki halk birbirini daha iyi anlayacak”.
Türkiye ile Ermenistan’ın önünde zorlu, riskli, inişli çıkışlı, özetle uzun ince ve dikenli bir yol uzanıyor. Ancak, karşılıklı risk almadan zorluklar aşılamıyor, iki halkı buluşturmak için şimdi risk alma zamanı. Hem Ermenistan’da hem de Türkiye’de.

No comments: